Şu sıralar Pixar, Toy Story 3 ile gişeleri bir kez daha fethede dursun, sizlere bilgisayarın henüz sinemaya bulaşmadığı 30’lu yıllara götürüp, bir animasyon dahisinden bahsetmek istiyorum. Tex Avery..
Kendi adıma şunu söyleyebilirim ki, bilim dünyası için Einstein ne ise, çizgi dünyası için de Tex Avery odur. Avery henüz bilgisayar, 3D, High Defination ve Stop motion gibi teknolojiler yokken el çizimleri ve akıl almaz hızlı başdöndürücü animasyon efektleriyle animasyon tarihinde devrim yaratmış bir çizer.
Geçimini çizerlikten sağlayan biri olarak, bana sorulan sorular hep nasıl yaşıyorsun, kaç para alıyorsun, bakarak mı çiziyorsun, kaç yaşından beri çiziyorsun gibisinden olmuştu. Kimse çıkıp ta “nasıl bulaştın bu işe” dememişti. Bunu aslında ben de bilmiyordum. Oturup sağlam kafayla düşününce ilk zamanlarıma dönüp çizgi filmler dedim kedi kendime. Evet henüz gırgır, fırt gibi dergilerdeki karikatürsel oluşumdan bahsetmiyorum. Sadece çizmek. Herhangi bir karakter veya bi imgeyi çizmemden bahsediyorum. Çizgi filmler..
Henüz 10’lu yaşlarıma basmadan hafta sonları erkenden kalkıp, salondaki kütüphanemizde annemin kupon biriktirp aldığı Meydan Larousse’ları karıştırdığımı hatırlıyorum. Ordan sürekli bulup okuduğum şeyler şunlardı. Karagöz ile Hacivat, Walt Disney ve Çizgi Film..O ansiklopedilerdeki saman kağıda basılan küçücük puntolu yazıları bi çırpıda okuyup, disney filmlerinden alınmış resimlere saatlerce bakar, sonra da bi kağıt çıkarı aynısını çizmeye çalışırdım. Benim çizerlik serüvenim böyle başladı. Ama çizgi filmden ilerleyen yaşıma rağmen kopmadım. Her fırsatta yeni filmler ve isimler keşfetmeyi sürdürdüm. İnternetle tanışınca da siparişle alınan video kasetler, cdler, dvder.. bu sürdü. Tex Avery’le tanışmam da yaklaşık 8 yıl önce, böyle oldu. Avery aslında yılardır yüzüne baktığım şeyin ayrıntısında gizli bir şeytan gibiydi. Şöyle ki Bugs Bunny denildiğinde bilmeyenimiz var mı?
Frederick Bean “Tex” Avery 1908 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Texas eyaletinde Daniel Boone ile gazi Roy Bean’in oğlulları olarak dünyaya ge
ldi. Karikatür yeteneğini genç yaşlarında fark edip kendi halinde çizgiler çizmeye sonra da bunlardan para kazanmak için gazetelere satmaya çalıştı. Bunlar o haftaki beyzbol derbisiyle alakalı çizimler, ya da devlet adamlarının porterei gibi şeylerdi. Belli bir içeriği yoktu sadece desenden ibarettiler. Avery’nin şansı gazetelerden yana yağver gitmedi ama gittiği bir gazetede, onu animasyon şiketine yönlendirdiler. Burdaki işi Universal’in çizgi film stüdyosunda frame (katman) renkleme işiydi. Yeri gelmişken bundan da kısaca bahsedelim. Disney’in geliştirdiği bu frame-katman- mantığı, olayların geçtiği sahnenin sabit şekilde bir kağıda çizilmesi, hareket eden kararkterlerin de saydam bir aydıngere çizilerek üst katman olarak sahnenin üzerinde yer almasından ibaret bir oluşumdur-
Avery burda bir çok çizgi filmin katmanları renkleyerek ve bir çok tekniği de bu sayede gözlemleyerek bir süre geçirdi. Derken Woody Woodpecker (Ağaçkakan Woody)’in yaratıcısı Walter Lantz, yaptığı iş yüzünden sert tavır sergilemesi yüzünden, Avery Universal Stüdyoları’ndan ayrılarak, Warner Bross’un yolunu tuttu. Ancak bu kez çalıştığı ortam bir back studio’ydu. Burada asıl yatırım gerektiren filmler harici yeni prjeler ve fikirler üretmek üzere bir kaç çizer bir masada toplanıp vakit öldürüyorlardı. O dönemler piyasa disney’in elindeydi, Warner Bross un filmleri biraz daha alt planda kalıyordu. Avery o dönemde Termite Terrace isimli filmin dublajından da sorumlu oldu ve dublaj yöentmenliğine geçişi de bu sayede gerçekleşti. Sonra ileride ünlü Looney Tunes serisinin unutlmaz bölümlerinin yönetmenliğini yapacak Chuk Jones ve Bob Clampett ile tanışarak, onlara katıldı. Çalıştıkları o köhne back studio da karaladıkları kağıtlar yaptıkları çizimler sonucu Bugs Bunny, Daffy Duck, Porky Pig (Domuz Porky) ve Elmer Fudd doğmuş oldu.
Tex Avery “eee what’s up dock?” sorusuyla kültleşmiş Bugs Bunny karakterini studyoya tescillettirerek çizgi film dünyasına adını altın harflerle yazdırdı. Ve çizgi seriler böylelikle başlamış oldu. Looney Tunes ile Disney’in Mickey Mouse’ u aynı kulvara geldiğinde Avery Warner’dan ayrılarak MGM (Metro Goldwyn Mayer) studyolaraıla anlaşarak burada unutulmaz Tom & Jerry serisini yapmaya başladı.. 1942 -54 yılları arasında Tom & Jerry ile birlikte Droopy, Wolf, Screwy Squirrel gibi bir çok karakter yarattı. Bu dönemde Averyaltın yıllarını yaşamakla birlikte, seyirciye inanılmaz bir alternatif sunuyordu. Dönemin Disney filmleri ne kadar masum ve müzikal yapıya sahipse, Avery’ninkiler o kadar muzip, absürt ve çılgındı. Klasik çocuk masallarından giden Disney’in filmerine nazaran Avery’ninkiler cinsellik! (kesinlikle çıplaklık yok) içererek, çocuklarla birlikte yetişkinlere de bilet kestirmeyi başardı. Avery’nin muzip ve abartılı dünyası herkesçe beğeni topladı. Dibinde dinamit patlayıp ölmeyen kurt, cebinden bazuka çıkarabilen tavşan, metrelerce yüksekliten düşüp el freniyle durabilen uçak, gözleri yuvalarından fırlayan karakterler. 9 canlı kedi vs.. Bunlar Avery’nin yarattığı dünyadaki sadece birkaç şey..
Tarihler 1949 u gösterdiğinde Avery artık bir kült sayılan ünlü kısa filmi “Red Hot Ridding Hood” ’u gerçekleştirdi. Burada bu film için ayrı bir parantez açalım.. .şunu özellikle söylemek istiyorum ki Bence Tex Avery’nin mizahını kavrayabilmek için yalnızca bu filmi izlemek bile yeterli. Red Hot Riding Hood bildiğimiz kalsik kırmızı başlıklı kız olarak başlar, masalın anlatıcısı vardır. Ormanda giden kırmızı şapkalı kızı görürüz. Daha sonra anlatıcı bize kurt ve büyükanneyi tanıtırken, büyükanne birden yataktan fırlayıp kameraya döner ve “Bu masaldan sıkıldık daha gerçekçi şeylerde rol almak istiyoruz artık!” diye söylenir. Bu ensada kurt ve kırmızı şapkalı kız da kadraja girer ve hepsi kameraya doğru söylenerek isyan ederler. Anlatıcı da pes eder ve hikaye baştan başlar. Ormanda geçen hikayenin yeri artık Hollywood’tur. Kırmızı şapkalı kız bir gece klübünde seksi kıyafetiyle şarkı söylerkeni mekana limuzini ve smokiniyle giren kurt’un aklını bşaından alır. Büyük anne de Kurt’u yatağa atmakta direten çılgın bir yaşlı(mature)dir :) Yazıyı okuyanlar eğer benle aynı heyecanı payaşabildiye bu filmi izlemeleri konusunda ısrar ediyorum. Film Youtube’ta mevcut. 
Ve bu filmin 1996’da çekilmiş ve Tex Avery’e bir saygı duruşu niteliğinde olan , Jim Carrey’i de tüm dünyaya tanıtan “The Mask” filminin temelinde yattığını hatırlatalım. Öyle ki Stanley Ipkiss filmin başında köhne odasında bu filmi izler ve maskeyi taktığında da Avery karakterlerinin mistik özelliklerini taşır. Filmin büyük çoğunluğunun geçtiği Coco-Bongo Club ve ortamlar Red Hot Riding Hood ile birebirdir. Daha sonra Tex Avery’nin karakterlerini hem insanlı hem de çizgi karakterli filmlerde de görürüz. Bunlar usta yönetmen Robert Zemeckis’in 1989 yılında Back to the Future serisinden hemen sonra çektiği Who Frammed Rogger Rabbit? (Masum Sanık), Michael Jordan’lı 1996 yapımı Space Jam ve 2003 te çekilen Looney Tunes Full Action (Looney Tunes Macera Tam Gaz) filmleridir.
Bu seri ile ünlü olan Wolfy’li bir çok film daha çekilmiştir. Bunlardan bazıları da Wilde and Woolfy (1945), “Swing Shift Cinderella” (1945), Uncle Tom`s Cabanna (1947).
Tex Avery, ömrünün son zamanlarında reklam filmlerine ağırlık verse de aynı dönem Frito Bandito ve Insected for Raid çizgi filmlerini filmgrafisine yazdırmıştı.
90lı yıllarda başlayan 3D Animasyon teknolojisi Shrek, Toy Story, Ice Age gibi filmlerle ortalığı kasıp kavururken, bu tekniklerin atası sayılan o hızlı, uçuk kaçık animasyonların yaratıcısı Tex Avery hakkında, ülkemizde türkçe olarak bulunabilecek kaynaklar malesef az. Hatta yok diyebilrim. Bulabildiğim tek kaynak The Mask filminin ekstralarında Tex Avery hakkında birkaç dakika süren bir belgeseldi. Tarihçesini de yabancı kaynaklardan bularak, Fatih Terim’den biraz hallice ingilizcemle çevirdim.Herhangi bir kusur, Sürç-ü lisan ettiysek affola!
Tüm bunlar benim çocukluğumda ve meslek hayatımda büyük yer etmiş, 26 Ağustos 1980 yılında vefat eden, üstad Tex Avery için uzun zamandan beri yazmayı düşündüğüm şeylerdi. Ağustos ayı yaklaşırken ustayı da bu şekilde anmak istedim.
Son olarak; Türkiye’de aykırılık ve tekkaşı havadalık yazımla da bağlantı kurarak, Dünyadaki bu aykırı isimlere Tex Avery’i de ekliyor ve sevgiyle anıyorum.
Uğur Günel
06 Temmuz 2010 Salı / Fulya-İstanbul